Yeni sezonda Türkiye'de Moda
Moda la Turca'da!

Blogspot iki saniye içinde yönlendirilecektir. Moda la Turca'ya geçemiyorsanız burayı tıklayın:
http://modalaturca.wordpress.com
ve favorilerinizi güncellemeyi unutmayın!.

Türkiye'de Moda:

Kimlik, Kültür ve Sınıfsal Temsiller

  • Neden bu blog?

    İsmiyle oldukça kapsamlı bir içerik vaadeden bu blog, aslında daha çok Türkiye'deki modaya (özellikle "haute couture", türkçesi "yüksek terzilik" olan ve Simmel'e göre önce elitlere ve bir süre sonra toplumun bütününe hitap eden olguya) dair bugüne dek yapılmış kaynakların bir derlemesini yapmak üzere düşünüldü. Sosyoloji okumaya ilk başladığım yıllardan beri, modayla pek alakam olmasa da ("fashionably sensitive but too cool to care" sloganını benimsemişimdir hep") gerçekleştirmek istediğim bir projenin altyapısı olma amacı taşıyor; Fransa'da bile henüz kolay kabul edilmeyen "moda sosyolojisi" kavramını bir nebze olsun Türkiye'ye aşılamayı hedefliyor. Ve bu arada, belki Türkiye'deki modayla ilgilenen kişiler için de kaynaklara kolay ulaşmak için bir araç olur. Günün birinde iyi bir analiz yapmam dileğiyle... Olur da ulaşmak isterseniz: damla.bayraktar@gmail.com

34-36-38-40-42-yeter-imdat

Posted by little drop of poison On

Bugün hayatımda ikinci kez annemden dikiş dikmeyi öğrenmek üzere Burda dergisini elime aldım, patron çıkardım, henüz dikiş makinesine elimi değdirmemiş olsam da teğel ve bol teğel almayı öğrendim. Sonuç mu? Gün sonunda üzerimde efil efil bir bluz bitivermişti. Dikiş dikerken aklıma daha önce hiç farkına varmadığım, farkına vardığımda da nasıl bu kadar bariz olanı şimdiye kadar hiç düşünmedim dediğim birşey farkettim: Geçmişte kadınlar çoğunlukla giysilerini dikiyorlar veya birilerine diktiriyorlardı.; giysileri kendi vücut ölçülerine göre hazırlıyorlardı ve giysileri her halikarda -ilk giymeye başladıklarında- üzerlerine oturuyordu. Yani günümüzde olduğu gibi 36 olduğuna inandıkları basen ölçülerine X mağazasının 36 ölçülü giysisi sığmadığında bunu önceki haftasonu fazla yediği salataya bağlamıyorlardı. Şimdiye kadar sadece sağlıklı, uzun ömürlü olmakla bağdaştırıldığını gördüğüm fit/ince olma kompleksinin ardında aslında bir "kötü melek" yatıyordu: Hazır giyim endüstrisi.
Hazır giyim endüstrisini bir üretim/ekonomi biçimi, küresel pazardaki rolü filan açısından kötüleyecek değilim. Hazır giyimi seviyoruz, hepimiz kullanıyoruz, bir bulüzü yaptırmak için kumaşçı aramakla düğme beğenmekle uğraşacak zamanımız yok, onu gidip beş dakikada mağazaya girip çıkıp alıyoruz. Ama hazır giyimin pek çoğumuz üzerinde yaptığı baskı belli: hepimiz "iyi" ve "ideal" beden ölçülerine sahip olmak; geniş göğüslü, orta boy popolu, dar belli olmak istiyoruz. Mad Man'deki balık etli Joan gibi kadınları "tam zamane kadını" oldukları için beğeniyor ama asla onun gibi görünmek istemiyoruz. Victoria Beckham'ın nasıl bu kadar ince bir kadın olduğunu düşünüyor, sonra onun gibi olmak için değil ama en azından ondan sadece bir beden yukarıda olabilmek için spor salonlarına koşturuyoruz. 36'lar 38'ler 40'lar üzerimize tam otursun, onlar tam oturduktan sonra bir azları da sıksa da oturabilsin istiyoruz.
University of Minnesota'nın Tasarım Bölümü'nden Karen L. LaBat'ın (1990) bir araştırmasına göre standart ölçülü kıyafetler kadınların kendilerini ve vücutlarını değerlendirmelerine yansıyormuş. Bir "Vücut Kateksisi" (body cathexis) olarak adlandırılan bu duruma göre içinde bulundukları sosyo-kültürel çevreyi dikkate alarak ihtiyaçlarını belli nesnelerle ilişkilendirmeyi öğrenir ve bu nesne veya görüşe duygusal önem verirmiş. Yani toplum tarafından ortaya koyulan nesneler kişilerin kendi vücutlarına ve kendilerine dair tatmin duyguları üzerinde doğrudan bir etki yaratırmış.
Amerika'da ilk standart ölçüler 1940-1950'lerde kullanılmaya başlanmış. Avrupa'daysa yakın zaman kadar pek çok ülke farklı standartlar kullanıyordu. 2007 yılında uygulamaya geçirilen EN12402 standardı ile Avrupa Birliği üyelerinin ortak bir ölçü kullanılması sağlanmaya çalıştı ve eski ölçülerin yerini yenileri alması beklendi. Ama geniş basenli Akdeniz kadınlarıyla küçük popolu İskandinav kadınlarını aynı ölçülere sokmak çok da kolay olmayacaktı; İspanyol Sağlık ve Tüketim İşleri Bakanlığı İspanyol giysi ölçülerini bu standartla harmonize etmek için kadın vücut tiplerine dair bir inceleme yapılmasını istedi.
Türkiye'deyse kadın standart beden ölçüleri henüz belirlenmemiş. 2006 yılında bir Şanlıurfa Milletvekilinin Türk Standartları Enstitüsüne ilişkin sonu önergesi Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından şöyle cevaplanmış: "Türk kadın ve erkeğinin standardı ile ilgili olarak herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Ancak beden ölçüleri ile ilgili Türk Standardları mevcuttur. Bir çoğu Avrupa standardları veya uluslararası standardlar kaynaklanarak hazırlanmış olan bu standardlar[...]" KADIN Göğüs 96 cm Bel 68 cm Kalça 104 cm Boy 1.64 cm, ERKEK Göğüs 96 cm Bel 82 cm Bacak 80 cm Boy 1.76 cm gibidir. Yani kendi içinde bile pek uyum sağlayamayan standartların kabul edilmesi, bizim koşu bandında daha çok zaman geçirmemize neden oluyor olabilir (bir kez daha düzelteyim, burada sözüm sağlıklı ve zinde olmak için koşanlara değil, sağlıklı ölçülerdeyken "daha normal" görünmek isteyenlere- ki bu gruba ben de dahil olabiliyorum zaman zaman). Türkiye'nin tekstil ihracatındaki rolünü de düşünürsek, yabancı markaların standartlarının Türk tekstil pazarında doğrudan etkili olabileceği varsayılabilir.
Yazıyı bitirirken, haydi artık hazır giyimi bırakalım bütün giysilerimizi terziye diktirelim! gibi bir çıkışta bulunacak değilim. Zaten buna kimsenin ne zamanı ne parası yeter. Türk Standartları Enstitüsü'nün bu konuda bir çalışma yapması ne kadar etkili olur ondan da emin değilim. Zira Avrupa standartlarına uyulmaya çalışılan bir dönemde olmamız ve "yumuşak hukuk"un Avrupa üyesi ülkelerdense aday ülkeler açısından daha bağlayıcı olması dolayısıyla EN12402 bir olmazsa olmaz olarak algılanabilir. Belki vücudumuzla barışık olmak şimdilik yeterli bir çözüm olabilir; benim içinse dikiş dikmeyi öğrenebilmek bu yönde atılan önemli bir adım gibi görünüyor.

Son birkaç yıldır yurtdışından ihraç edilen en önemli iletişim araçlarından (hatta belki de en önemlisi) biri olan bloglar, Türkiye'de de yavaş yavaş moda pazarlamasını şekillendirmeye başlamış gibi görünüyor. Bugüne kadar topladığım bilgiler üzerinden henüz ülkedeki modaya dair çok net çıkarımlar yapamama rağmen gerek İstanbul moda fuarlarında gerekse medyada moda bloglarına artan ilgi hep ön plana çıkıyordu.
Daha 2006 yılında, yani Türkiye'de blogların 2008-2009'da patlama gösterdiğini düşünürsek bu dönemden 2-3 yıl önce yapılan bir doktora konferansında Atle Hauge "Moda endüstrisinin kapı bekçileri ve bilgi yayılımı" başlığını taşıyan sunumunda moda yaratıcılarının belli kanallar ve "bilgi boru hatları" doğrultusuyla aktarıldığını açıkladı. Hauge'a göre bloglar gün geçtikçe dijital medyayla bilgilendirilen gündelik hayatın bir parçası olmaktaydı ve çabuk yanıt verebilmeleri sayesinde (La Ferla 2005) moda haberleri için uygun görülüyorlardı. Makaleye göre artık o kadar çok moda blogu önem kazanmıştır ki, Jane moda dergisi editörü Brandon Holley "onları göz ardı etmenin erişimsiz görünme riski taşıdığını" söylemişti (La Ferla 2005'ten alıntıyla).
Blogger-moda sektörü ilişkisinin Türkiye'de güçlenmesini son dönemde en güzel ortaya koyan olay şüphesiz Vakko'nun bir markası olan V2K Designers'ın Türk bloggerlarını Nişantaşı'ndaki mağazaya davet etmesi oldu. 17 Nisan 2010 tarihli davetiyelerde Türkiye'nin en cool "blogger"ları ve okuyucularının buluşacağı duyuruldu ve V2K o gün "Bloggers Day" ilan edildi. Buluşmada bloggerlar milkshake içip birbirleriyle ve modacılarla tanışma fırsatı buldu.
Kimlerin ne şekilde çağırıldığını bilmemekle birlikte yaklaşık olarak kimlerin katıldığı blog sitelerinden takip edilebiliyor; zira her katılımcı kısa kısa etkinlik üzerine bilgi verdikten sonra başka bloglara ve V2K'nın blog sitesine yönlendirme yapıyor. Saymak gerekirse katılanlar arasında artık bir kısmı blogdan öteye geçerek kendi siteleriyle tanınan Nil Ertürk, Moda Sanattır, It’s Showtime, Ozan Alçın, Cindrella Under TheUmbrella, Style-Boom, Moda-Tutkusu, Bilun Şen, Koray Caner, Bayan Mor, I-LoveArt, Stilize ve Icon Jane gibi blog yazarları bulunuyor.
Bloggerlarla ilgili inceleme yazımı daha sonra daha fazla bilgi edindikten sonra aktaracağım. Bu yazıyı bitirirken girişte bahsettiğim, bloggerların sosyal ağlarda ve daha önemlisi dijital ve dijital olmayan medyada görünürlüğünün ve tanınırlığının artması durumunun V2K tarafından kabul görmüş olması. Önümüzdeki günler bu durumun yeni bir trend yaratıp yaratmayacağını gösterecek (ki bence mutlaka yaratacak- 2010 sonbahar modasına ben de bunu koyuyorum!)

Kadının modayla güçlenmesi projesi: ARGANDE

Posted by little drop of poison On

GAP Bölge Kalkınma İdaresi ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ortaklığı ve İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı (Sida) finansmanıyla yürütülen "GAP Bölgesinde Kadının Güçlendirilmesinde Yenilikler Projesi", ARGANDE markasıyla 2008 yılında uygulamaya koyuldu. Adını Mezopotamya topraklarında hüküm sürmüş Kommagene Krallığı'nın tek tanrıçası "Argande"den alan marka, Güneydoğulu kadınlar tarafından üretildi ve MUDO'nun desteğiyle altı ilde 15 MUDO mağazasında alıcıların beğenisine sunuldu. Koleksiyonu hazırlayanlar arasında
Alex Akimoğlu, Hakan Yıldırım, Hatice Gökçe, Banu Bora, Rojin Aslı Polat, Mehtap Elaidi, Özgür Masur, Gamze Saraçoğlu, Aida Bihter Pekin, Rana Canok, Berna Canok, Simay Bülbül, Günseli Türkay, Zeynep Tosun gibi modacılar bulundu ve bu sayede Batman ve Mardin'de kurulan atölyeler yaklaşık 100 kadına istihdam olanağı sağladı. (Resimdeki tasarım Berna Canok Özay'dan).
Bu projenin bir benzerini hem İstanbul'da onlarca kişi çalıştıran hem de Anadolu'da profesyonel hayata katılmaya çalışan kadın girişimcileri destekleyen Kadın Girişimciler Derneği, DHL'den aldığı destekle "Kadından Kadına Projesi" başlığı altında 2007 yılında geliştirmişti. Projeyle birlikte Cemil İpekçi'nin tasarladığı el yapımı örtüleri işleyecek kadınların bu şekilde ekonomik yaşama katılmaları sağlandı ve bu çalışmadan Mardin'deki 55 kadın faydalandı.

"Artık First Date'e çıkmaya hazırım"

Posted by little drop of poison On

Geçtiğimiz hafta Ceylan'la Akmerkez'deki FashiOnAir pop-up mağazasının açılışı öncesi Etiler'de buluştuğumuzda heyecanlı ama bir yandan da oldukça duruma hakimdi. Ee kendi koleksiyonunu görücüye çıkarmak herkese nasip olmaz. Ceylan üçüncü (aslında kendisi 0-1-2 diye saydığı için ikinci diyor ama toplamda üç ediyor) koleksiyonu olan First Date'i, FashiOnAir'de 22 Nisan-5 Mayıs 2010 tarihleri arasında moda takipçilerinin beğenisine sunacak. Artık bu "ilk buluşması"yla moda dünyasıyla flörtleşmeye hazır olduğunu söyleyen Ceylan'la yaptığımız röportajdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz (bu arada koleksiyonun çekimlerini de kendisinin yaptığını özellikle belirtelim)

DB. Modaya atılmaya nasıl karar verdin?
CZ. Ben aslında Sabancı Üniversitesi'nde görsel iletişim tasarımı okudum, çok da severek okudum. Ama bir yandan da modaya ilgiliydim. Fotoğraf çekimi yapılırken arkadaşlarımı giydirip fashion photography yapıyordum; flash websitesini modayla ilgili yapıyordum. Okul bitti, artık bir reklam ajansına girip çalışmam gerekiyordu, ama kendi projelerimi yapamayacak duruma geldiğimde -tüp reklamı çekmek istemedim- bu işe giriştim. İlk başta moda fotoğrafçısı olmayı düşündüm, bunun da eğitimini yapmaya karar verdim; İstanbul Moda Akademisi'ni buldum. Londra'daki okullarla ortak okul filan, orada 1 senelik hızlandırılmış programa katıldım. 10 genç kızı İtalyan Ticaret Merkezi'nin Türkiyeyle ortaklaşa bir projesi için İtalya'ya gönderdiler; bunu zamanında Marc Jacobs'da yapmış diye öğrendik. Her gün kumaşçılara gittik seçtik, 10 tasarımcı olarak küçük bir koleksiyon hazırladık. Benimki de, ilk koleksiyonum olacaktı, bir sene bunalımdan sonra kendi içimden ilham alarak temamı kozadan çıkma ve kabuklarını kırma teması yaptım; bu temayla kokteyl elbiseleri tasarladım. Bundan sonra Building "Build your own fashion" konseptiyle Türk tasarımcıları tanıtmaya karar vermiş; oradaki moda sorumlusu arkadaşım Tuğba bana öneride bulundu; Koza Koleksiyonumu ve ikinci koleksiyonum olan Woodoo'yu sundum. Woodoo bebeklerini andıran vatkalar ve apoletler kullandım, böylece başıma gelebilecek nazara karşı korunmuş oldum. Bu da 19 Aralık-19 Mart'ta çıktı. 19 Mart-19 Temmuz arası ikinci koleksiyonumda kendime güvenim geldi, artık First Date'e çıkmaya, kendimi göstermeye hazırım dedim ve bu ismi verdim. Bir kızın First Date'te giymek isteyeceği, biraz 50ler, 60lardan esinlendiğim elbiseler ve etekler var. Feminen olsun istedim.

DB. Seni kimler takip ediyor?
CZ. Gençler. Maksimum 30 yaşa kadar, genç kızlar. Kendine güvenen, zarif, asıl ama muzur bir yanı olan, girdiği ortamda fark edilmek isteyen kişiler.
DB. Sen ayın zamanda Zelfist blogunun da yazarlarındansın. Biraz bunu anlatabilir misin?
CZ. Zelfist Zehra Elif Taş'ın moda blogu olarak başlattığı projesi. Elif benim İMA'da öğretmenimdi, moda pazarlamasıyla ilgili. Pazarlama alanında çalışmış daha önce, sonra moda pazarlamasıyla ilgili dersler vermeye başlıyor. Beni çağırdı, iki kişi devam etmeye başladık. Şu an 8 kişiyiz, birini daha alıyoruz. Herkesin alanı belli; ben daha çok trend ve şehirde neler oluyoru yazıyorum, davetiyeler geldikçe onlardan bahsediyorum. Şimdi yeni bir proje başlatıyoruz, "Bugün ne giysem" köşesi, hava durumuna göre İzmir, İstanbul, Ankara ne giyseyi koyacağız. Her sezon A4 download edilebilen cheat sheet veriyoruz; sezon modasını anlatıyoruz. Herşeyi yazmaya çalışıyoruz.
DB. İstanbul Fashion Week'e davet ettiler mi?
CZ. Evet. Geçen sene de Fashionable İstanbul'a davet ettiler. Dünyada bizden önce gidiyorlar; Türkiye'de Fashionable sayesinde tanındı. 5-6 blogger'dık orada. Çok önem verdiler. Bizi en önlerde oturttular, bütün modacılarla röportaj yapabildik. Daha önce İstanbul Fashion Week'te çok önem vermemişlerdi, Fashionable Istanbul sonrası Fashion Week'te koca bir bölüm yurtdışından gelen basına ayrılmıştı ve çoğu da blogger da. 25-30 kişi filandık. Hep beraber yemek yedik. Eskiden dergi editörleri en önde otururdu defilelerde, artık bloggerlar diyor; inşallah Türkiye'de de en öne geliriz. Dünyada Brian Boy, Jak&Jil hep en öndeler. Zelfist'te modayla ilgili merak edilen birşey olduğunda ilk akla gelen yer olmak istiyoruz.

DB. Senin gördüğün kadarıyla Türkiye'de modayla kimler ilgileniyor?
CZ. Zamanı olan herkes ilgileniyor. Çok büyük bir blogger kitlesi oluştu; onlar takip ettikçe başkalarını da takip ettiriyor. Cemiyet dünyası takip ediyor. Defilede modacıdan daha çok kim geldiği takip ediliyor maalesef. Son Fashion Week'te Genç tasarımcılar defilesi vardı Zeynep Tosun'un filan, yabancı basın oradaydı ama Türk basını Arzu Kaprol'e veya Hakan Yıldırım'a gösterdiği ilgiyi göstermiyor. Bu yüzden gazetede pek kimse okuyamıyor, tanımıyor genç tasarımcıları. Biz de Zelfist'te bundan bahsettik.
DB. Genç tasarımcılar ve köklü tasarımcılar diye bir ayrım var, bunu nasıl görüyorsun?
CZ. Genç dediğimiz de, hepimiz 30 yaşımıza geldik artık. Köklü tasarımcılar yanında ben kendimi hep genç hissedeceğim tabi ki, her koleksiyonda daha gelişiyor insan. Köklü modacılar Modacılar Derneği'nin üyeleri, genç tasarımcıların da çoğu üye. O kadar güzel yaklaşıyorlar ki, devamlı geliştirmeye çalışıyorlar. GAP projesi vardı ARGANDE diye; Güneydoğu Anadolu'daki gelişmekte olan yerlerdeki kadınların çalışma gücünü arttırıyor, işgücünden faydalanıyor. Bütün modacılar bir araya geldi; yöre kumaşları kullanılıyor, oradaki kadın çalışıyor. ARGANDE markası yaratıldı, Arzu Kaprol de yapıyor Zeynep Tosun da katılıyor. ARGANDE'ye Mudo'lar ücretsiz olarak destek veriyor, orada bedava yer veriyor. Ahu Yağtu projenin mankenliğini yapıyor. Yani bu projede iki dönem de bir arada yer alıyor, iletişim olarak yeniler ve eskiler diye bir ayrım yok.
DB. Türkiye içinde tanınırlık ve uluslararası tanınırlık meselesi hakkında ne düşünüyorsun? Türkiye'de tanınanlar yurtdışında tanınmıyabiliyor, yurtdışında tanınanları Türkler bilmiyor olabiliyor...
CZ. O markalarını nerede yarattıklarıyla ilgili biraz. Hangisi daha iyi bir yöntem bilmiyorum. Cemil İpekçi yaptığı işlerle daha çok PR yapsa yurtdışında daha çok tanınabilirdi. Neden Cengiz Abazoğlu Milano'da defile yapabiliyor, o imkanı arayıp yapabilmekle alakalı bence. Kendi seçimiyle alakalı olabilir. Hüseyin Çağlayan Londra'da okumuştu, imkanlarını orada buldu, orada yarattı. Serra Türker'in markası Türkiye'ye gelmeden New York'ta kurdu. Ben Türkiye'de okuduğum için bütün imkanlarım burada oldu.
DB. İleride yurtdışına açılmak ister miydin?
CZ. Keşke, çok güzel olurdu.
DB. Çok genel bir soru olacak ama Türk modacıların kullanmayı sevdiği tarzlar neler? Hangi akımlar ön plana çıkıyor?
CZ. Seri üretimli koleksiyonlar ne kadar satacağına bakıyor. Türk kadının tercihini göz önünde bulunduruyorlar. Fashionable Istanbul'da gördük ki herkes siyahı tercih ediyor; halbuki bütün dünyada uçuk maviler uçuk pembeler kullanılıyordu. Türkiye'de en çok satan firmalar Aksaray'da allı pullu giysiler satan dükkanlar. Modacılar o yüzden yan işler yapıyor. Firmalarla anlaşıp onların personel kıyafetlerini yapıp kendilerine kaynak sağlıyorlar.
DB. Türkiye'de defileler nasıl yapılıyor?
CZ. Defile çok para. Kötü organizasyon yaparsan çok kötü etkileyebiliyor, iyi bir organizasyon yaparsan çok iyi geri dönüşü de olabiliyor. Defile sosyal bir event; cemiyet olayı haline getirmen lazım, resmen bir show. İstanbul Fashion Week gibi toplu defileler yapılan etkinliklerde yer almak çok iyi o yüzden; kurulu bir düzene katılmış oluyorsun.
DB. İstanbul'un moda dünyasındaki konumu ne?
CZ. Milano, Londra, Paris gibi moda kapitallerinden olmadık, geriden geliyor olarak görülüyoruz. Biz nasıl Brezilya'daki moda haftasını tanımıyorsak onlar da bizi pek tanımıyor. Bütün ülkelerde moda haftaları oluyor, hepsi takip edilmiyor. Bizim Türk tasarımcılar yavaş yavaş yurtdışı defilelerinde yer almaya başladı. Hakan Yıldırım Londra'da çok tanınıyor. Celebrity'leri giydirmek çok önemli.
DB. Son dönemde çok sayıda yeni tasarımcın ortaya çıkmasının nedeni ne sence?
CZ. Artık daha kolay ortaya çıkabilmek. Olanak sağlayan modalar, mağazalar arttı. Styling'ciler genç tasarımcılardan kıyafet almaya başladı.

Galata'nın moda mekanları

Posted by little drop of poison On

İstanbul'da çok eski tarihlerden beri moda açısından önemli bir yer teşkil eden ama unutulmuş Galata, son birkaç yıldır yaşadığı yenilenme süreci sonunda bir kez daha İstanbul modasının kalbinin attığı yer haline geldi. Timeout'tan Seda Yılmaz'ın bu konuda Aralık 2009'da yazdığı haberden alıntı yaparak, Galata'da öne çıkan adresleri öğreniyoruz:
http://www.timeoutistanbul.com/s76904/alisveris/galatada_moda

"Bahar Korçan Butik
Bahar Korçan’ın butiği Galata’nın en son konuklarından. Moda aleminin rüştünü ispat etmiş tasarımcılarından biri olan Korçan, zevkli döşenmiş bir loftu andıran butiğinde aynı zevkin ürünü giysiler sergiliyor. Burada, sınırlı sayıda üretilen Bahar Korçan tasarımlarının yanı sıra aksesuarlar, battaniye ve tabak gibi dekorasyona yönelik parçalar da bulunuyor. Bu sezon, şifon ve triko, dantel, ipek ve kadife gibi farklı dokuların bir arada kullanıldığı elbiseler mutlaka görülmeli.
Laundromat
Laundromat, mimarlık formasyonlu iki moda tasarımcısı Öykü Thurston ve Yasemin Özeri’nin açtıkları, farklı konseptiyle kendine has duruşunu ortaya koyan bir butik. Daha önce Çukurcuma’daki Art.i.choke adlı butiğinde yaptığı keçeden tasarımlarıyla International Herald Tribune’ün moda kalemi Suzy Menkes’in bile ilgisine mazhar olan Öykü Thurston, burada da keçelere yer veriyor. Ortağı Yasemin Özeri ise, Galatamoda’da kendini kanıtlamış bir isim. Buranın en önemli özelliği, her odasında farklı bir tasarımcıyı keşfetme şansını sunuyor olması. Kudret Saka’nın erkek koleksiyonunu, Güneş Dericioğlu’nun deri çantalarını ve Elif Ergin’in başarılı kadın koleksiyonunu bir arada görmek için istikamet Laundromat.
Paristexas
Koca koca markalı giysileri cep yakmayan fiyatlara almayı kim istemez? Hepimiz istediğimiz için Paristexas’a bayılıyoruz. Buraya her gidişimizde bizi şaşırtmayı başaran parçalarla karşılaşıyoruz. Elinizi askıya attığınızda karşılaştığınız Lanvin elbisenin gayet makul bir fiyata satıldığını görünce sevinç çığlıkları atmaktan başka yapacak bir şey kalmıyor. Marc Jacobs, Vera Wang, Diana Von Furstenberg, Alexander McQueen ve Jonathan Saunders burada bulacağınız markalardan sadece birkaçı. Butiğin en büyük sürprizlerinden bir tanesi de haftanın üç günü harika ayakkabı tasarımlarıyla kalpleri çalmış olan Ahmet Baytar’la karşılaşma fırsatı.
Second Chance
Model Ahu Yağtu’nun sahibi olduğu Second Chance, Küçük Bebek’ten Galata’ya taşındı. Yağtu’nun zevkini yansıtan ikinci el giysi ve aksesuarlara soracak olsak, onlar da kokoş Bebek’te olmaktansa eski ruhlu Galata’yı tercih ederlerdi. Second Chance’in ikinci elleri, ‘eski’ kategorisinde yer alamayacak kadar iyi durumdalar. Vintage gelinliklerden gece elbiselerine ve harikulade şapkalara kadar birçok zevke hitap eden parçalar mevcut. Türk tasarımcılara ait saç aksesuarlarının bulunduğu panoya da göz atmakta yarar var.
Aida Pekin
Bihter Ayda Pekin’in tasarladığı takılara ev sahipliği yapan dükkan, Maçka’dan Galata’ya transfer oldu. Buranın vitrini kadar duvardaki bakır tavşan da dikkat çekici. Pekin, kırmızı bir salıncağın üzerine oturttuğu bu tavşanı Bread&Butter fuarı için tasarlamış. Gümüş ağırlıklı koleksiyonlarındaki parçalarda, materyalin incecik kullanımı onlara mücevher görünütüsü veriyor. Broşlar, tarzlara farklı bir dokunuş katmak için harika seçim.
Adem&Havva
Adem&Havva’da etnik ve otantik çeşnisi bol giysi ve aksesuarlar satılıyor. Basma elbiseler, eşarplar ve çarıklar, butiğin ilk göze çarpan parçaları. Her biri Anadolu’dan getirilen kolye, küpe, bileklik ve yüzük gibi aksesuarları incelemek için bol vakte ihtiyacınız var. Hepsinde Anadolu’ya has bir detay ve renk söz konusu olduğu için beğenmemek elde değil.
Lastik Pabuç
Spor ayakkabıya karşı koyamıyorsanız Lastik Pabuç’a giderken iki kere düşünün çünkü burada aklınızı çelmek üzere sırada bekleyen birçok model var. Sahibi -daha önce Harvey Nichols’ın erkek satın alma departmanında çalışmış olan- Can Soylu, tam bir spor ayakkabı oburu olduğunu itiraf etmekten çekinmiyor. Sadece Lastik Pabuç’ta bulunan Alife ve Creative Recration markalı spor ayakkabılar, buranın kültleri.
Building
Kendilerini fikir mühendisi olarak tanımlayan üç arkadaşın hayata geçirdikleri Building projesi, deneyselliğiyle akılda yer eden bir mekân. Ön taraf kafe, arka taraf da tasarımcı kıyafetlerine ayrılan bir butik olunca moda düşkünlerinin bir an önce lokmalarını bitirmek isteyeceklerini tahmin edebiliyoruz. Multidisipliner Building’de mimari, moda, gastronomi ve endüstriyel tasarım bir arada
Sodapop
Genç Türk tasarımcıların neler yaptığını merak ediyorsanız Sodapop’un yolunu tutun. Burada ismini belki de hiç duymadığınız ama ürettiklerini beğenme ihtimalinizin yüksek olduğu birçok tasarımcıya rastlayabilirsiniz. Nefis grafik desenleriyle organik kıyafetleri daha da çok beğenmemize sebep olan Boa, eğlenceli pleksi aksesuarlarıyla Deniz Tekkül, pikselli görünümlü rengarenk kolyeleri ve broşlarıyla İlke Güzelsoy, parşömen çantalarıyla Kare Çanta ve nev-i şahsına münhasır etekleriyle 1001 İstanbul Sodapop’taki markalardan sadece birkaçı.
Simay Bülbül
Deri gibi zor bir malzemeye getirdiği farklı yorumla tanıyoruz Simay Bülbül’ü. Tasarımcının elinde deri detayları, trikoları ve penyeleri zenginleştirmekte kullanılıyor. Sadece deri parçalarda, bu hantal malzemeyi kumaş inceliğinde kullanması büyük maharet. Bülbül’ün showroom’unda günlük kullanıma uygun kıyafetler ağırlıkta."

"Her ne olursa olsun II. Mahmut’un kılık-kıyafet ıslahatı (İnkılab-ı libası) şeklî
bir yenilik hareketi olsa da, İmparatorluğun içerisinde bulunduğu, siyasi ve sosyal
dağılma evresi göz önüne alındığında bu yenilik hareketinin reformların tamamlayıcı
bir unsuru olarak ele alındığı mutlak bir gerçektir. Bunun için diyebiliriz ki; II.
Mahmut dönemi Osmanlı ıslahat hareketlerinde yeni askeri düzenlemenin ve
planlamanın ağırlık kazandığı dönemdir. Öyle ki, II. Mahmut devri, akabinde yeni
Türkiye tarihinin de temelini sosyal açıdan düzenleyen Tanzimat hareketi, şeklî
yeniliklerin özellikle İstanbul yöresinde kuvvetle kendini hissettirdiği yapılanma
sürecinin ba langıcını te kil eder."

Mehmet Lale, Süleyman Demirel Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2006


"This thesis examines women's changing fashions throughout the Armistice period to understand the transformation of Istanbul women before the foundation of the Turkish Republic exploring mainly articles published in popular women's periodicals. The hypothesis is that Turkish women in Istanbul experienced a relative liberty most explicity in their clothing due to the extraordinary conditions of the Armistice period that would later contribute to their emancipation movement after the foundation of the Republic."

by İkbal Elif Mahir, submitted to the Atatürk Institute for Modern Turkish History, Master of Arts, Boğaziçi University 2005

Product design process in Turkish ready to wear companies and fashion designer in this process, Esra Varol, Yüksek Lisans Tezi, 2004

Design and branding experiences in Turkish fashion industry, Bilkan Şen, Yüksek Lisans Tezi, 2003

Marka kimliği tasarımı ve yönetimi ve Türk moda endüstrisinde uygulamalı örnek çalışma, Göze Sencer, Yüksek Lisans Tezi, 2003

Transformation stages from CMT production to fashion and brand in Turkey,
Gürdal Bike Sevinçli, Yüksek Lisans Tezi, 2003


The Importance of fashion marketing and an example from fashion industry: Vakko, Berna Ersoy, Yüksek Lisans Tezi, 2002

Fashion as communication: A case study on social change in Turkey (tesettur fashion),
Gilman Senem Gençtürk Hızal, Yüksek Lisans Tezi, 2002

Using the costume collection at the Topkapı Palace Museum as a source for the contemporary fashion design, Seher Selin Tümöz, Yüksek Lisans Tezi, 2002

The Importance of creating a global brand image from the aspect of Turkish fashion sector to be superior in the international market, Şölen Kipöz, Dr. Mustafa Durmaz
Yer Bilgisi: Ege Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 1998


"Güzellik yarışmalarının Türk kadınlarının imajına ve moda bilincinin oluşmasına etkilerini belirlemek amacıyla yapılan bu çalışmada; Türkiye’de düzenlenen ilk güzellik yarışmasından günümüze kadar güzellik kraliçelerinin giydiği giysiler tasarım özellikleri açısından incelenerek Türk kadınının imajına ve moda bilincinin oluşmasına katkıları yorumlanmıştır."

Emine Koca, Fatma Koç, “Güzellik Yarışmalarının Türkiye’deki Moda Bilincinin Oluşumuna Etkileri”, Acta Turcica Çevrimiçi Tematik Türkoloji Dergisi, II/1, Ocak 2010 “Kültür Tarihimizde Yarış”

Türkiye'de Moda blogunun bu haftaki konuğu Moda Cadısı. 2007 yılından beri http://modacadisi.blogspot.com üzerinden yorumlarını hazırlayan Moda Cadısı, Türk moda blogları dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri.

Şu an özellikle hangi Türk modacıları takip ediyorsun? Neden bu kişileri takip etmeyi tercih ediyorsun?
Geçen gün Londra Moda Haftası'nda Hakaan adıyla güzel bir çıkış yapan Hakan Yıldırım'ı bir süredir takip ediyorum, son defilesinden sonra aldığı yorumlara bakılırsa güzel günler onu bekliyor,onun feminen, modern ve şık tasarımlarını seviyorum. Aslı Filinta kendi ülkesinde fazla ilgilenilmese de Target gibi büyük bir zincir mağaza için koleksiyon hazırlayan yetenekli bir isim, ileride daha iyi bir yerlere geleceğine inanıyorum. Son zamanlarda Zeynep Tosun'da farklı ve renkli tasarımları ile radarımda, Türkiye'nin moda da daha fazla söz sahibi olması için yeni yeteneklerin desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.

Türk modacılarının geneline baktığınızda hangi stillerin ön plana çıktığını düşünüyorsun?
Genellikle kendi tarzlarını oluşturamadıklarını görüyorum, hep bir yerlerden etkileşim var, biraz daha yenilikçi, risk alan ve cesur bir yapıya bir an önce kavuşmalarını diliyorum.

Önceki soruyu detaylandırırsak daha çok ne tür motifler, aksesuarlar veya kesimler tercih ediliyor?
Bazılarında bir Türk motifi, Osmanlı esintisi saplantısı devam etmekte ama bu gerçekten eskidi, daha modern yaklaşımlar bulmak lazım.Onun dışında son izlediğim defilelerde romantizmi vurgulayan fırfırlar, siyah, gri,doğal renklerde kumaşlar, renkli çoraplar, mimari detaylar oldukça sık kullanılmıştı.

Türk modacılar yurtdışında yeterince temsil ediliyor mu?
Bence hayır, herkes kendi çabasıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor bu da her zaman yeterli olmuyor.

Yurtdışına açılan modacılarımızın diğerlerinden farkı ne; onları uluslararası platformda daha güçlü kılan belli unsurlar var mı?
Son olarak Hakan Yıldırım'da görüldüğü üzere sağlam bağlantı ve sermayenizin olması önemli, bunun yanında Hüseyin Çağlayan, Erdem ve Dice Kayek gibi isimlere baktığınızda bunlara ek olarak kendine özgü ve farklı tasarımlar, iyi bir sunum ile her zaman dikkati çekiyor.

Türk modasında başlıca 2010 trendleri neler?
Bu sorunun bir kısım cevabını daha önce de vermiştim, onlara ek olarak, güçlü omuzlar, şeffaflık,asimetrik kesimler sıkça görülüyor.

Duyuru!

Posted by little drop of poison On

"Türkiye'de Moda: Kimlik ve Kültür" blogu, Türkiye'deki moda bloglarının yazarlarıyla röportajlara başlıyor... Bekleyin...

Tac, Nurullah and Ozan Aglargoz, SEER ­ South­East Europe Review for Labour and Social Affairs (SEER ­ South­East Europe Review
for Labour and Social Affairs), issue: 01 / 2007, pages: 127­137, on www.ceeol.com.

Scope
This project/system primarily aims to establish standards for quality and reliability, image, after-sales service and logistics and, subsequently, to promote the companies possessing these standards under this quality stamp, thus strengthening the international image of Turkish products (Turkish Daily News 12 October 2006). Support began in the first place in the textile industry and then moved on to other industries in 2006. Currently, 33 companies are supported (Milliyet 14 December 2006) and the primary target markets have been determined as Russia, France, Britain and Spain. Within the above-mentioned aim of accelerating branding processes in the companies supported, the Foreign Trade Under-Secretariat released a communiqué in 2003
(Official Gazette 25213, 28 August 2003) and, within this framework (Communiqué 2003/3), branding incentives have been further developed while long-term, high value supports have been launched for branding activities.

Charlotte A. Jirousek

Department of Textiles and Apparel, Cornell University, Ithaca, NY 14853-4401

The dress forms for men of Çömlekçi, a village in southwestern Turkey, have been changing throughout the twentieth century, and occur in three stages. Following the Turkish republican revolution after World War 1, the European-style suit was widely adopted by rural men. Although adoption of these garments seemed to signal westernization and secularization of rural society, the dress forms were appropriated by the traditional culture and became readily identifiable as traditional village dress. This mode of dress was retained with little change until the second transitional stage began in the 1960s. This change was a result of improved communications, increased interaction with the money economy, and increased availability of consumer goods. These economic changes permitted the introduction of commercially produced clothing, with the final stage of full conversion to a mass fashion system of dress for the men of Çömlekçi occurring by the 1990s.

Key Words: Key Words: Turkey • dress • men • traditional dress.

Clothing and Textiles Research Journal, Vol. 15, No. 4, 203-215 (1997)
DOI: 10.1177/0887302X9701500402

Architectural Inspirations in Fashion Design

Posted by little drop of poison On

"Today’s one of the most rewarding professions is the designer working in art business. A design process involves a series of creative activities including research, analysis and decision making. The designer creates designs that are attractive and functional and uniquely suited to the human needs.


The massive and stable stone form of the tower has inspired the fashion designer Horuzo¤lu [11]. The tower of Christ (Picture 3) has become a real authentic garment. The folding skirt with its hard, stone texture reflects the form of the tower. The effective use of minimal coloring like the pale tones of grey, black and brown also reflects the original colors in the architectural source (Figure 3a). The conical top of the tower has become a fascinating dress with beads hanging on the hemline (Figure 3b). In figure 3c the arcaded columns adorning the tower have
also become the skirt details of a sheath dress. The hard stone texture has been shaped into a drape; sliding over the hip to the knee curving under the bust (Figure3d). The form, structure and texture of the fashion designs all remind Galata Tower."

Paksoy, Halime, Sema Yalçın. "Architectural Inspirations in Fashion Design", 3rd International Symposium of Interactive Media Design, http://www.tekstilvekonfeksiyon.org/pdf/20090912095031.pdf

"This study looks at how marketers in Turkey construct and represent tesettürlü consumers (women wearing Islamically inspired forms of covered dress) in advertising and other commercial imagery, and how these representations are shaped and transformed by the local and global dynamics of consumerism, capitalism, and politics. We believe that the emergence of tesettürlü women as a distinct consumer segment and their evolving representation in the marketing imagery are revealing of the processes of identity formation and negotiation as well as the social changes that have been occurring in Turkey since the 1980s. By attending to the discourses and practices of market actors, namely companies and designers that manufacture and sell clothing and related products to tesettürlü women in Turkey, we show how the Islamic fashion industry operates through a play on cultural difference and similarity, and fabricate the ideal of a "modern" tesettürlü woman which is attainable through consumption."

Authors: Sandikci, ÖZlem; Ger, Güliz
Source: Fashion Theory: The Journal of Dress, Body & Culture, Volume 11, Numbers 2-3, June/September 2007 , pp. 189-210(22)
Publisher: Berg Publishers

Hayat Mecmuası

Posted by little drop of poison On

"Türk kültür tarihinde önemli bir dönüm noktası olan Hayat mecmuası Nisan 1956'da İstanbul'da haftalık yayınına başladı. Derginin başında Şevket Rado vardı. Yazı işlerinin başında Hikmet Feridun Es, İbrahim Çamlı, Sadun Altuna, Çetin Emeç, Mehmet Kayabal, Seyfettin Turhan oldular. Kağıdı ithal, baskısı tifdruktu. 1956 sonunda kâğıt yokluğundan yayınına bir süre ara verdi. Basında, baskı kalitesinde ve reklamda yenilikler meydana getirdi, 50 ve 60'ların yüzbinleri geçen tirajı yakaladı. Başarılı olunca yine Şevket Rado benzerlerini çıkardı: Ses Mecmuası, Hayat Tarih, Resimli Roman, Hayat Spor, Ayna. Ses mecmuasının açtığı yarışmalarda sinema ve sahne sanatçıları meşhur oldu. Hayat mecmuası Batılı dergiciliğin, renkli resimli reklamların, Holywood haberlerinin yer aldığı bir modernleşme yayıncılığıdır. Magazinin, bugünkü televoleciliğin ilk örneklerinin görüldüğü ama modern aile mecmuası kalıbındaydı. Kapakları renkli ve tam boy artist resimleriyle kaplanıyordu. Bulmaca, fal, karikatür, moda ve gezi yazıları. Diziler, fotoromanlar, pembe romanlar.Hayat, 70'lerdeki siyasal ortamda işlevini kaybetti ve 1978 Temmuz'unda grev başlayınca kapandı."

ALL

Posted by little drop of poison On

"Birleşmiş Markalar Derneği'nin katkılarıyla yayınlanan ALL, mağazalardaki müşterilere ürün çeşitliliklerini ve alternatiflerini sunarken aynı zamanda Türk markalarıyla moda ve trend yaratan bir rehber. Türkiye'nin en önemli moda fotoğrafçıları ve tasarımcılarıyla hazırlanan ALL'un Yayın Direktörü Ensar Altun, Yayın Yönetmeni Melek Aksoy, Kreatif Yönetmeni ise Mehmet Aktop. ALL Dergisi'nin Erem Kargül'ün Yazıişleri Müdürü olduğu ALL'un moda editörlüğünü Konca Aykan üstleniyor."

Trendsetter

Posted by little drop of poison On

"Trendsetter POP İstanbulludur. Tam bir metropol aşığıdır. Düzenli olarak şehri turlar. Mutlaka görülmesi gereken etkinlikleri, insanları, markaları, alışkanlıkları sizin için seçer ve listeler. Trendsetter POP dinamik alt yapısı ve içeriğiyle 15 günlük periyodlarda ajandanızı doldurmayı hedefler. Takip edilmesi kolaydır ve ücretsizdir. Şehrin derinlerine inmek, yaratıcılarla buluşmak, tasarımlara dokunmak, kısaca hedefe kolayca ulaşabileceğiniz bir tur atmak için sadece üye olmanız yeterlidir."

İstanbul Fashion Week February 03/06

Posted by little drop of poison On


İSTANBUL FASHION WEEK 03/06 Şubat 2010 tarihleri arasında İTKİB organizasyonunda Moda Tasarımcıları Derneği ve İstanbul Moda Akademisi işbirliği ile düzenlenecek ,şehirde bir hafta boyunca moda rüzgarları estirecek; moda ile ilgili tüm organizasyonları tek bir çatı altında, organize bir platformda sunacak, tüm şehrin yaşayacağı, defile, tasarımcı ve markaların yer aldığı fuarlardan oluşan dev bir moda etkinliğidir.

Brandist
Ticari firmalara yönelik butik moda fuarı ve defile organizasyonlarını kapsamaktadır.

İstanbul Fashion Lab.
Butik tasarımcı fuarı ve tasarımcı defilelerinden oluşmaktadır.

Koza Genç Moda Tasarımcıları Yarışması
KOZA Genç Moda Tasarımcıları Yarışması, moda tasarımı alanında kariyer yapmak isteyen genç yeteneklerin endüstri ile buluşmalarında önemli bir platformdur.

http://www.istanbulfashiondays.com/press.php

Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü

Posted by little drop of poison On

"Osmanlı'nın son döneminden modern Türkiye'ye uzayan çizgide, çok ilginç 'moda akımlarına' kapıldık.Günümüzden bakıldığında tuhaf hatta komik gelen kıyafetlerle dönemin modasına ayak uydururken, 'Bobstil' tarzından, 'Beatle' kesimi saç modasına 'malakof' tuvaletlerden 'diba' saçına kadar pek çok moda rüzgarıyla sarsıldık. Tarihçi ve yazar Reşat Ekrem Koçu'nun Sümerbank için hazırladığı ve 1967 yılında yayımlanan 'Türk Giyim Kuşam ve Süslenme Sözlüğü', Türkiye'de esen ilginç moda rüzgarlarına ışık tutuyor."
www.habervitrini.com/haber.asp?id=14763

Ottoman Influences in Western Dress

Posted by little drop of poison On

"By the fourteenth and fifteenth century we see fur-lined coats that bear a striking resemblance to the Ottoman style. From this time on coats, short and long, become part of the repertoire of fashion.

The visual effect of layering inevitable with coats is particularly interesting. Coats are a very important feature of male dress in the first half of the sixteenth century. A short wide coat is worn that creates an impressive upper body silhouette without obscuring the essential European feature beautifully hosed and decorated legs, the fitted doublet, and the ostentatiously displayed codpiece. The sleeve of the coat is short, permitting display of an elaborately decorated under-sleeve in the Turkish manner. Loose short coats of this type first appeared in the 1490s in Italy, where the cut of sleeve and collar is virtually equivalent to Turkish examples. By the 1530s the form had been adapted to European tastes, becoming much more structured and elaborated in keeping with the aesthetics of the Mannerist style then in vogue in Europe.

The sixteenth century was a period in which in both war and commerce the Ottomans were a crucial issue for the European powers. Henry VIII is known to have been taken with Turkish dress. His chronicler Edward Hall described a fete at the English court at which Henry appeared with his retinue dressed as a Turkish Sultan as part of a masquerade.[24] Toward the end of his reign in 1542, Henry VIII posed for a portrait that is a striking comparison (apart from headgear) to that of his contemporary, Süleyman the Magnificent, but because of the pose even more dramatically resembles that of a later sixteenth-century sultan, Mehmed III .

Another item of dress inevitably associated with coats is the button. In the early Medieval period European clothing was normally secured with brooches, pins, or laces (also known as points). It is part of the Middle Eastern and Central Asian tradition of coats from an early date. In the Book of Chess of Alfonso the Wise of Castile a Moor is shown wearing a long gown with buttons, but buttons were not worn by the Spaniards in the illustrations. Buttons can also be seen in a Moorish ceiling painting in the Alhambra (c. 1354). Button makers are one of the trades listed in a document from Paris dated 1292, so by this date, buttons were beginning to come in to use in France at least. On sixteenth century European coats rows of horizontal bands form distinctive closures not previously seen in European fashion. Comparable examples can be seen on kaftans from the late 15th century in the Topkapi collections. The Turkish examples use an applied flat silk braid joining the fronts with a button and loop; Henry’s more ostentatious Mannerist version seen to the left is created in bejeweled gold, but braid equivalents were also being used. This type of closure first appears in European dress in the first half of the sixteenth century, and will become a staple of European fashion, particularly associated with military or ceremonial dress. However, it does not only appear as a closure on men’s coats. A portrait of Elizabeth I c. 1575 has a bodice closed with such bands of decorative braid. When trade negotiations were concluded in 1581 between the Ottoman Empire and the English, the exchange of royal gifts included an entire ensemble of Turkish clothing sent by Sultan Murad to Elizabeth.[25] A delightful portrait by Rubens of the child Eleonora Gonzaga dating from 1600 also shows an Ottoman style short sleeved coat with rows of gold braid and buttons."

from Ottoman Costumes: From Textile to Identity.
S. Faroqhi and C. Neumann, ed.
Istanbul: Eren Publishing, 2005
http://char.txa.cornell.edu/influences.htm

Turquerie

Posted by little drop of poison On

Turquerie was the Orientalist fashion in Western Europe from the 16th to 18th centuries for imitating aspects of Turkish art and culture. Many different Western European countries were fascinated by the exotic and relatively unknown culture of Turkey, which was part of the Ottoman Empire, and at the beginning of the period the only power to pose a serious military threat to Europe. The West had a growing interest in Turkish-made products and art, including music, visual arts, architecture, and sculptures. This fashionable phenomenon became more popular through trading routes and increased diplomatic relationships between the Ottomans and the European nations, exemplified by the Franco-Ottoman alliance and Persian embassy to Louis XIV in 1715. Ambassadors and traders often returned home with tales of exotic places and souvenirs of their adventures.[3]

The movement was often reflected in the art of the period. Music, paintings, architecture, and artifacts were frequently inspired by the Turkish and Ottoman styles and methods. Paintings in particular portrayed the Ottomans with bright colours and sharp contrasts, suggesting their interesting peculiarity and exotic nature.[4]

Fabrics were often bright, rich, and embroidered, as depicted in the painting, Himan de la Grande Mosquee by Joseph-Marie Vien in 1748. In the context of turquerie, Turkish textiles were also a luxury in the elitist European homes. They often had velvet grounds with stylized floral motifs. They were often woven in Asia Minor for the European market or, more commonly, as Venetian, under Turkish influence. Italian-styled textiles were often woven by the Ottoman Turks for the Venetians because of their cheap labour and continued business relationships.[13]

http://en.wikipedia.org/wiki/Turquerie

Gervers, Veronika. The Influence of Ottoman Turkish Textiles and Costume in Eastern Europe, with Particular Reference to Hungary. Toronto: Royal Ontario Museum, 1982.

Arayalım